İkiçeşmelik’ten geriye kalan: Çeşmeleri, bir de hikâyeleri… 

 

Bir zamanlar İkiçeşmelik denilince Musevi nüfusu, kortejoları (aile evleri), Türk ve Rum mimarilerinin birbirine karıştığı sokakları, sırt sırta vermiş cami ve havraları, çeşmeleri, boyoz fırınları, meşhur kahveleri ve tek tekçi meyhaneleri gelirdi akla. Şimdi ise hiçbirinden eser yok. Semtin yerlileri kaçmış. Gidenlerin yerine Roman ve Doğulu nüfus gelmiş. Şimdi göç hanesine Suriyeli göçmenler eklendi. Keyif almak için gidilecek herhangi bir mekan bulmanız zor. Ne bir tek tekçi, ne de eskilerden kalma boyoz fırını. Sokaklarında dolaşsanız bakımsız binalar, köhneleşmiş bir doku ve yalnızlaşmış bir hayat göreceksiniz. Sadece spotçuların bulunduğu yapıların dış cephesinde yapılan restorasyon sevindiriyor. Bir de tabii cadde üzerinden artık Symyra Kazıları’nın görünür olması…

İki çeşme

Kale’nin eteklerine yerleşen Müslüman-Türk nüfus ile Musevilerin komşuluk ettiği bir muhitti İkiçeşmelik. İzmir’in en nezih ailelerini çıkaran semtlerdendi. “Şurası Ferit Eczacıbaşı’nın eviydi” diye hala gösteriyorlar örneğin. 1950’de genişletilmeden önce İkiçeşmelik Caddesi de, Arnavut kaldırımı olan dar bir sokaktı. Ne zaman sokak caddeye dönüştü, ikiye ayrıldı semt. Pek çok tescilli yapı da iki farklı tarafa savruldu.

Tabii hikâye çok daha eskiye dayanıyor. Semtteki Hacı Halil Efendi Camii’nin 16’ıncı Yüzyıl’da inşa edildiği, İkiçeşmelik Camii’nin de 1734’te yaptırıldığı biliniyor. Semte adını veren iki çeşmenin tarihine bakıldığında da burada hayatın çok önce başladığı ortaya çıkıyor. İkiçeşmelik Yokuşu’nu Öğretmenevi’ne doğru tırmanırken solda, beyaz badanalı bir istinat duvarında üst üste iki çeşmenin bulunduğunu görmüşsünüzdür. Belediye kaynaklarına bakıldığında, bu çeşmelerin Damat İbrahim Paşa tarafından 1720 yılından önce inşa edildiği, suyunun Damlacık Deresi’nden geldiği yazıyor. Üstteki çeşmenin üzerinde ise 1768 tarihi okunuyor. Konak Belediyesi’nin saptadığına göre İkiçeşmelik Caddesi’nin genişletilmesi ve alçaltılması çalışmaları sırasında yukarıda kalan çeşme iki kat haline getirilerek yol düzeyine indirilmiş ve bugünkü görüntü ortaya çıkmış. Ancak çeşmelerin kemer blokları tahrip olduğu ve alttakinin taşıyıcı özelliği zayıfladığından her ikisinin de çökme tehlikesi bulunuyor. Konak Belediyesi bu nedenle “Îkiçeşmelik Çeşmesi Restorasyon Çalışması” için röleve projesi hazırlamış ve onarım için çalışmalara başlamış.

“Orada Süvari Birliği kalıyormuş”

Bugün ise sokaklarında yoksulluğun kol gezdiği bir semt İkiçeşmelik. Tarihi binalarına ya da mazisinden dökülen anılarına baktığınızda geçmişin zengin günleri kafanızda canlanıyor canlanmasına ama semtteki hayat tümüyle yön değiştirmiş gibi.

Süvari Mahallesi Muhtarı Ali Yüksel bugün sadece kendi mahallesinde 160 Suriyeli hane olduğunu söylüyor: “Yerliler kaçtı gitti. Göç alıyor sürekli. Eskiden eser kalmadı.” Yüksel, doğma büyümeli Ballıkuyulu. 2011’e kadar semtte fırın işletiyormuş. Mesleği öğrendiği kişi ise bir Musevi boyoz ustası. Geriye döndüğünde anlatacağı bolca hikaye var: “Benim hatırladığımdan daha geriye gidersek Sami Dede söylerdi. İstiklal Savaşı’ndan önce benim fırını Yorgo isminde bir Rum çalıştırıyormuş. Hemen üstümüzde Süvari Topaltı İlkokulu var, orada Süvari Birliği kalıyormuş. Bazen bizim yaşlılar mahalle arasından geçip Topaltı’na giden süvarilerin seslerini duyarmış, nal sesleri, tıkır tıkır geçermiş atlar. Şimdi İsmet Paşa İlkokulu olarak geçen yer kilise, diğer bina da rahibelerin kaldığı yer. Zaten geriye kalmış tek tük tarihi bina var. Bu semtin sınırlarını esas alırsak şu anda Dikiş Yurdu olarak kullanılan yer ve birkaç tane daha. O kadar.”

Neyzen Tevfik o okulda yetişmiş

Ali Yüksel, bugün hala semtin tarihine ilişkin yeni şeyler duyduklarını söylüyor. Bir nevi hazine sandığı gibi. “Örneğin” diyor Yüksel: “Tekkebağı denilen bir yer var. Biz orasını mezarlık olarak biliyoruz ama buraya gelen bir araştırmacı, orada daha önce bir Ney’hane olduğunu söyledi. Neyzen Tevfik bile o okuldan yetişmeymiş.”

Yüksel’in anlattığına göre mahalleden Musevi komşularının ayrılma tarihi 1966. Kendi boyoz ustası da o tarihte İsrail’e göç etmiş. “Azizler Sokağı’nda iki boyoz fırını vardı. Benim ustam Avram Bey’di. İsrail’e giderken beni de yanına almak istedi ama ben gitmedim” diye anlatıyor hikayeyi: “Boyoz yapmayı onlardan öğrendim, sonra kendi fırınımı açtım. Büyük otoparkın olduğu yer, Musevi Okulu idi, yani eski Piri Reis okulunun olduğu bina. Altında kantinler vardı, oraya boyoz götürürdüm. Avram abi ücretsiz gönderirdi, çocuklar yesin derdi. Ben ondan sonra kendi fırınımı açtım, 2011’e kadar da sürdürdüm. Ama şimdi eski ustalardan yetişme birini arasanız bulamazsınız. Erdoğan abi vardı, o da vefat etti. Kimse kalmadı.”

Benim meyhanelerim

Bir zamanlar İkiçeşmelik denilince bir boyoz fırınları, bir de tek tekçiler gelirmiş akla. Şimdi ise sadece anılar var. Yazar Murat Uyurkulak, Milliyet Kitap için yazdığı “Benim meyhanelerim” başlıklı yazısında semtte gittiği tek tekçiyi ne güzel anlatmış oysa: “Burası, yerin altında, ufacık, iki masası hariç, herkesin duvar diplerine iliştirilmiş bankolara dayanıp ayakta içtiği bir yerdi. Sadece rakı ve şarap verilirdi. Meze mahiyetinde de sadece peynir, çerez ve meyve. Tek bir defter kâğıdına, elle, kargacık burgacık yazılmış mönüleri vardı. Biz hep İzmir şarabı içerdik, şu köpeköldüren denen cinsten. Günün birinde meyve söyledik. Dörde bölünmüş bir elma ile dörde bölünmüş bir portakal getirdiler sadece. Afiyetle yedik. Mönüye öylesine bakarken, arkadaşın dikkatini bir ibare çekti. Şöyle yazıyordu mönüde: Meyve: 3 lira. Meyve salatası: 5 lira. Salatayı merak ettik, ondan da söyledik. Dörde bölünmüş bir elmayla dörde bölünmüş bir portakal getirdiler. Tek farkla: Kabukları soyulmuştu…”

Hangi Agora?

“Burası Agora meyhanesi / Burada yaşanır aşkların en madarası / Ve en şahanesi…” şarkısını bilmeyen yoktur. Söylenen o ki, Agora aslında İstanbul’da değil, İkiçeşmelik’te bir meyhane. Rakı Ansiklopedisi’ndeki bilgilere göre bu şarkının sözleri o dönem bir tıp öğrencisi olan Onur Şenli’nin. Şiirin Balat’ın tarihi meyhanesi Agora’dan bahsettiği sanılıyor ama Onur Şenli İzmirli ve yazılana göre şiirde bahsettiği Agora da İzmir’in İkiçeşmelik taraflarında bir bölge.

Agora Ahşap

Şimdi İkiçeşmelik İzmirlilerin bugün bildiği, algıladığı haliyle bir spotçular çarşısından ibaret. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin cadde üzerindeki tescilli yapılarda yaptığı cephe düzenlemeleri ve restorasyon önemli. Nihayetinde kentin bir tarihi aksı olarak özel ilgiyi hak ediyor. Aslında buradaki spotçuların başka bir çarşıya taşınması da söz konusuydu yakın zamana kadar. Ancak söylendiğine göre mal sahipleri ile yaşanan anlaşmazlık nedeniyle o proje şimdilik durduruldu. Mahalleliye sorsanız onlar spotçulardan rahatsız. Tuzcu Mahallesi Muhtarı Alaaidin Yenigün, en başta yolu kapattıkları için sorun oluşturduklarını söylüyor ve ekliyor: “Zaten burası bir çöküntü bölgesi haline geliyor.”

Ancak cadde üzeri sadece beyaz eşya ya da mobilya dükkanlarından ibaret değil. Orijinal eski eşyalar ve ahşap ikinci el satan özel mekanlar da var. Bunlardan biri Agora Ahşap. Çok otantik bavullar, objeler, sandalye ya da sehpalar bulabileceğiniz bu dükkânda mekânın ustası Özkan Öksüz ile bir çay içmenizi de öneririz.

İzmir Life/Şubat 2017

Fotoğraf: Alpay Sönmez

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir