Kanada’da “Yılın Profesörü” seçilen Yusuf Altıntaş’ın Bekilli hikâyesi

  • DSC01996

Denizli’de küçük bir kasaba olan Bekilli’de doğan, ailesini Küp Şarapları’ndan tanıdığımız Yusuf Altıntaş, Kanada’da “Yılın Profesörü” seçilmiş, çok ödüllü bir bilim insanı. Hikayesi tam bir başarı örneği ama bir o kadar da naif ve içten. Onu Türkiye’deki bir üniversitede göremeyişimiz ise malum sebeplerden…

Picture1

Uzun zamandır Kanada’da yaşayan, orada ilk Mechatronics Opsiyonu’nu kuran, aynı zamanda Kraliyet Bilimler Akademisi üyesi ve Yılın Profesörü seçilmiş, 2013’te TÜBİTAK Özel Ödülü’ne layık görülmüş, daha çok sayıda bilim ödülü sahibi, görüşlerine dünyanın en büyük bilim dergilerinde yer verilen, dünyanın en büyük üniversitelerinde kitapları okutulan bir isim Prof. Dr. Yusuf Altıntaş. Ancak buraya gelene kadar olan hayat hikâyesine bakınca neden aile mesleğine yönelmediği, yani örneğin şarap yapmadığı ya da daha kolay bir yolu tercih etmediği akla gelebiliyor. Onu dinleyince ise müthiş sıcak bir hikâye çıkıyor. Topraklarına bağlı, her yıl mutlaka bir Bekilli ziyareti yapan ve bağ-bahçe arasında gezen, aldığı ödülü “Kasabam beni yetiştiştirdi ve Kanada’ya kazandırdı. Fakir halktan toplanan parayı ödül olarak Kanada’ya götürmek bana uymazdı” diyerek bağışlayan, deneyimlerini ve bilgilerini sakınmadan aktaran biri. Bu, ünlü bir profesörün olduğu kadar Bekillili Şapkacı Hasan’ın oğlu Yusuf’un hikâyesi.

Şapkacı Hasan

Denizli’nin Bekilli ilçesinde doğdu. Anne hiç okula gönderilmemiş. Baba ilkokul mezunu; berber-demirci çıraklığı, rençberlik, dede mesleği mezar taşçılığı, seyyar sinemacılık, susam yağcılığı yapmış. Ancak Bekilli’deki lakabı “Şapkacı Hasan”.  İzmir’de bir Musevi ustadan şapka dik­meyi öğrenip, kasabada ilk şapkacılığa başlayan kişi aynı zamanda. Köylüler 1960’larda şapka ile kafayı örtmenin gerekli olmadığına inandıklarında ise, evin diğer oğlu Asım Altıntaş’ın devam ettirdiği Küp Şarapları kuruluyor. Sene 1965…O arada Yusuf Altıntaş şişe yıkama, doldurma, eşek ile bağlardan üzüm çekme işlerinde çalışıyor.

Karın tokluğuna “iş adamlığı”

Kasabada lise olmadığı için Denizli Lisesi’ne gidiyor Altıntaş. “Lise yıllarında tek odada, yerde yatıp, yerde ders çalışıp, yer sofrasında kendi yaptığımız yemekleri yerdik” diyor. Pamukkale’de bir şarapçı dükkânı açıldığında Altıntaş hem liseyi hem de dükkânı idare ediyor: “Pamukkale Dağı’nın altındaki köyde, suyun altına şişeleri yatırır; sabah beşte, üç günde üstüne üç milimetre beyaz kalker kaplanan şişeleri sırtlayıp, dağdan çıkartıp, dükkânda eti­ketleyip satardım. Sattığım gazoz dâhil günlük toplam satış şimdiki para ile 15 TL’yi geçmezdi; tatil günlerinde ise yerli turistler sayesinde hâsılat günde 100 TL’ye ulaşırdı. Kısacası karın tokluğuna ‘iş adamlığı’ yapıyordum. Dükkânın içinde yatıp, yemeğimi yapıyordum. Tatil kavramı ve olanağım olmadığı gibi, zaten günde beş saat zor kalıyordu uyumak için. Okulda öğrendiğim İngilizceyi geliştirdim. 1971’de İTÜ Makine’yi kazanınca, hem dükkânı çalıştırmanın hem de bizim kazık okulu bitirmenin zor olduğunu kavrayıp, dükkânı yok pahasına elden hızlıca çıkardım.”

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

“Yaptığım şaraplar kötü şarap yarışmasında ödül alabilirdi”

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Uçak Mühendisliği Bölümü’nde (eski adıyla Makina Fakültesi Uçak Mühendisliği Bölümü) okuyor Altıntaş. “Bir sürü üstün zekâlı insanın arasına nasıl düştüğümü ben de pek anlayamadım. İlk seneyi iki ev değiştirip, bir defa soyularak fakat disiplinli çalışarak atlattım. İkinci ve üçüncü sınıfta haytalık yaptım, siyasi akımlarla haşır neşir oldum ve bir yığın dersten çaktım” diye anlatıyor o yılları. Niye aile mesleğini seçmediğine gelince yanıt esprili: “Nostaljik olarak hep şarap yapmak istedim ve burada kendi şarabımızı, yani Küp Şarapları’nı ithal edinceye kadar da amatör olarak yaptım. Yaptığım şaraplar ödül alabilirdi, kötü şarap yarışmasında. İTÜ’yü bitirdikten sonra mühendislikten başka birşey geçmedi aklımdan.”

“Can havliyle rekor zamanda yani 16 ayda master yaptım”

İTÜ sonrası başka bir macera. İngiltere yılları başlıyor. Altıntaş, Manchester Üniversitesi’nde takım tezgâhlarında diploma alıyor. Döndüğümde yaşı 23,ver elini Makina Kimya Endüstrisi Kırıkkale Top Fabrikası, Takım Tezgâhı Üretim Atölyesi. Sonra ise kendini bir anda Kanada’da buluyor. Üstelik tamamen tesadüfî bir şekilde.

“Bayram tatilinde İstanbul’a gidip, babasının emekli ikramiyesi ile Amerika’ya master yapmaya giden, benden bir devre küçük bir arkadaşın veda yemeğinde, bilmeden hayatım değişti. Onun kullanmadığı ve masada bıraktığı Kanada’daki master başvuru formlarından ikisini doldurup postaladım. 5 Eylül 1978’te liseden beri yavuklum olan şimdiki eşim ile evlenip, on sekiz aylığına Yedek Subay olarak askere gidecektim. 15 Ağustos 1978’te bir telgraf ile burs kazandığım haberi geldi. 5 Eylül’de evlilik, 6 Eylül’de trenle İstanbul, 7 Eylül’de Paris’te işçi kuzenimin arabası ile üç gün Paris yolculuğu, 10 Eylül’de Paris Montreal uçağı ve 11 Eylül Montreal’den yanlışlıkla uzaklığını bilmeden uçak yerine bindiğimiz trende, 14 saat yolculuktan sonra University of New Brunswick… Aç kalmadık ama para darlığından, can havliyle rekor zamanda yani 16 ayda master yaptım ve bölümün en yüksek notu ile mezun oldum.”

“Ürettikleri matematiksel tezgâh ve imalat programları, dünya uçak sanayinde kullanılıyor.”

1980 Haziran’ında Pratt & Whitney Canada uçak motor fabrikasında imalat mühendisi, sonra McMaster Üniversitesi’nde CAD/CAM enstitüsünün başmühendisliği… Master derecesinin yüksek olması nedeniyle NSERC (Kanada’daki TUBİTAK karşılığı) doktora bursu ile ödüllendirilen Altıntaş, McMaster Üniversitesi’nde 20. yüzyılın en meşhur tezgâh hocası Prof. Dr. Jiri Tlusty ile doktora yapıp, 1986 yılında şimdiki okulunda “yardımcı doçent” olarak, 8000 Dolarlık alet parası ve bomboş bir laboratuvarla işe başlıyor.  Ve oradaki sistemi muazzam bir noktaya getiriyor.

“Kuzey Amerika sisteminde hocaların iyi ders vermesi, araştırma parası bulup asistanlara maaş vermesi ve yayın yapması beklenir. Okul para vermez, beceremeyen hocayı da bizimki gibi iyi okullar işten çıkarırlar. Şu anda laboratuvar belki Kanada ve Amerika’nın kendi konusunda en donanımlı ve büyük laboratuvarı. Ürettiğimiz matematiksel tezgâh ve imalat programları ise TAI dâhil, dünyanın tüm uçak sanayinde ve 200 kadar büyük fabrika ve üniversite araştırma merkezlerinde kullanılıyor.”

CambellRiver_Aug18_2014_PinkSalmon

Mesele az bilgi üretip, fazla para kazanmak değil

Altıntaş’ın uzmanlığı, talaşlı imalat, takım tezgâhları ve onların bilgisayar kontrolü… Ayrıca oldukça kompleks olan matematik-fizik bazlı talaşlı imalat yaparken; kuvvet, güç, moment, titreşim, kinematik ve kontrol sistemlerini entegre simüle eden sistemler geliştirmişler. Altıntaş’ın bu konulardaki makaleleri dünyada konusunda en fazla atıf topluyor (16000). Bu konular çok kompleks ve derin uzmanlık gerektirdiği için üniversite içinde şirket de kurmuşlar. Paketlenmiş teknolojileri dünyanın tüm büyük uçak parçaları yapan fabrikalara, büyük tezgah- takım ve araba fabrikalarına ve de teknolojik çalışan atölyelere pazarlıyorlar. Altıntaş, “Bu müşteriler aynı zamanda bizim araştırma ortaklarımız oldu” diyor: “Fabrikalar bize para, alet ve takımları sağlıyorlar, biz de çözüm üretiyoruz. Hiçbir bilgiyi saklamıyoruz, hepsini yayınlıyoruz Yayınlamaya izin vermeyen şirketlerle çalışmayı reddediyorum, zira üniversiteler bilgi üretip yaymak için kurulmuşlardır. Az bilgi üretip, fazla para kazanmak için değil.”

“Fakir üniversite öğrencisinin halinden anlarım”

Altıntaş, yaptığı işte o kadar iyi ki, aldığı ödülleri buraya sığdırmak imkansız gibi. 1997’de Enternasyonal İmalat Mühendisliği Araştırmacıları Akademisi (CIRP), 1998’de Amerikan Makina Mühendisleri Odası (ASME), 2005’te Amerika İmalat Mü­hendisleri Birliği (SME), 2007’de Kanada Mü­hendisler Akademisi (CAE), 2008’de Pratt & VVhitney Canada’ya, ardından da Tokyo Üniversitesi’ne “Fellow” olarak seçiliyor. Üniversitede ve Kanada’da ilk Mechatronics Opsiyonu’nu kuran kişi. Hocalık yaptığı British Columbia Üniversitesi’nde 2011 yılında en iyi ders veren mühendislik hocası seçiliyor.  2013’te TÜBİTAK Özel Ödülü’ne layık görülüyor. Ve Kanada’da Yılın Endüstri ile En İyi Çalışan Profesörü seçiliyor. Aynı zamanda Kanada’daki Kraliyet Bilim Akademisi’nin ve Mühendisler Akademisi’nin asil üyeliğine seçilen ilk Türk mühendis. 2011 yılında Kanada Mühendisler Odası’nın en iyi mühendisi seçilip altın madalya alıyor. Yaptığı araştırmalardan dolayı Stuttgart ve Budapeşte Teknik Üniversiteleri’nden onursal doktoralar veriliyor. Geçtiğimiz Ağustos’da Enternasyonal İmalat Mühendisliği Akademisi’nin (CIRP) 2017 yılındaki başkanlığına seçilen ilk Türk ve Kanadalı bilim insanı oluyor.  Bir de TÜBİTAK Özel Ödülü’nü (50,000 YTL) ÇYD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı) aracılığı ile bağışlamışlığı var. Nedenini sorunca söze, “Ödül haberini aldığım anda bağışlama kararını aldım ve hanıma söyledim” diye başlıyor: “Hanım sarılıp ‘en iyisini yapıyorsun” dedi. Benim paraya ihtiyacım yok. Zaten çalışmaktan haracayacak zamanım da yok. Üstelik kasabada, İTÜ’de ve burada burnumuzdan fakirlik sümüğü akıtarak okuduk. Fakir üniversite öğrencisinin halinden anlarım. Kasabam beni yetiştirdi ve Kanada’ya kazandırdı. Fakir halkın vergisinden toplanan parayı ödül olarak Kanada’ya götürmek bana uymaz. Umarım daha da fazlasını yapacağım ve yapmaktayız ailecek.”

“Şimdiye kadar hiçbir hemşehrime cevap vermemezlik etmedim”

Altıntaş, eskiden bir ödül aldığında haber vermezmiş memlekete ve Bekilli’ye. Ancak 2009’da katıldığı bir ödül töreninde gazetecilerle görüşmek istemeyince Acıpayam’lı Stutgart konsolosundan sağlam bir fırça yemiş: “Buradaki köylü çocukların morali düzelir, siz de köylüsünüz. Getirdiğim gazeteye demeç verip, okuyacak gençleri özendirmeniz sizi yetiştiren memlekete borcunuz!”
Bundan sonra haber verir olmuş Altıntaş. Şimdi, “Haberi okuyan Bekilli ve çevresinden epey genç yönlendirme ve yardım istedi. Bazılarının benim veya bağlantılarım vasıtası ile önleri açıldı, ilerlere tırmanmaya başladılar” diyor:  “Yukardan babam ve bacanağı, alttan da benim kollarım Bekilli’li gençlere daima yakın. Cevap veremezsem ileti elime geçmemiştir. Şimdiye kadar hiçbir hemşehrime cevap vermemezlik etmedim.  Hikayeceliğimizin yanı sıra imalat mühendisliğinde ilaca yarayan birşeyler yaptığımız kanısı gelişmiş ülkelerde ve Türkiye’nin ağır sanayisinde yaygın. Bir tıklama ile ne ‘icatlar’ yaptığımız görülebilir. Maalesef çoğu yabancı dilde basılan haberler ve bilimsel bildiriler.”

DSC01996
Bekilli Facebook

Her yıl Türkiye’ye gelip, dosdoğru Bekilli’ye geçiyor Altıntaş. Aslında kasabadan 14 yaşında ayrılmış, ilk ve orta okul hariç çocukluğunu orada yaşayamamış ama “Bekilli’deki çocukluk hikayelerimi, kasabanın efsanevi mesel anlatıcıların kısa hikayelerini genişletip Bekilli Facebook’da yayınlıyorum” diyor: “O hikayelerin okuyucu ve atıf sayısı bilimsel makalelerden fazla! Bir kitap haline getirip kasabada okuduğum ilkokul yararına bastıracağım. Hikâyeler kalıcı olsun istiyorum.”

Buradaki vaktini Bekilli’de geçirmesinin bir sebebi de Türkiye’deki şiddet ve maganda kültürüne artık tahammül edememesi. “Tehlikeli şekilde araba kullanıp, beni tehlikeye atanlar, yayaya yol vermeme kızıp küfredenler; yollarda arabalarından çöp fırlatanlar, alışverişte magandalık yapanlar. Bekilli’de herkes birbirini tanır ve saygı gösterir. Bağ aralarında dolaşıp akşamları gökyüzünün- yıldızların altında şarap içip sohbet etmek, kardeşim-anam, akrabalarım ve dostlarımla sohbet etmek benim için en iyi tatil oluyor. Zaten en fazla iki hafta kalabiliyorum ve o arada işlerimi internet belası sayesinde takip etmek zorunda kalıyorum.”

“Akademik kültür tamamen erozyona uğramış”

Altıntaş, 2000’den beri her yıl Türkiye’deki UMTIK ve CIRP Kalıp Kongreleri’nin demirbaş baş konuşmacısı aynı zamanda. “Gelemeyeceğim dediğim anda kongreyi düzenleyen sevgili hoca dostlarım Prof. Kaftanoğlu ve Prof. Kılıç bana siyah kaftan ve palayı sallıyorlar” diyor ve ekliyor: “Bu vesile ile de Tükiye’deki tüm imalatçı akademisyenler ve mühendisler ile de hasret gidermiş oluyorum.”

Aslında Altıntaş, hasret ülkesine. Buraya geri gelmeyi, burada yaşamayı çok düşünmüş. Hatta İzmir 9 Eylül Üniversitesi’ne dönmeyi hayal ediyormuş. 1993’de dört ay da denemiş ama sistem onu fazlasıyla rahatsız etmiş. Nedenini şöyle anlatıyor:  “YÖK o kadar tahribat yapmış ki, devletin politik oyun sahasına dönüşmüş devlet üniversitelerinde benim gibi kuyruğu fazla dik duranlar barınamaz. Döndük geriye. Akademik kültür tamamen erozyona uğramış. Politik kamplaşma araştırma ve eğitimi ikincil plana fırlatmış. TÜBİTAK Ödülü sırasında bunu eleştirmiştim zaten. Bu kadar çökmesine rağmen halen çok saygın akademisyenler var ülkede. Onlara saygım sonsuz, çok zoru başarmaktalar.”

MIK_7760 (Large)“Siyasi ve kişisel çıkar için üniversiteyi kullanmak akademik özgürlük değildir”

Bu yüzden bir akademisyen, bilim insanı olarak burada yaşamak zor onun için. Yeterince özgür olamayacağını biliyor ki, ona göre özgürlük başarı için doğrudan gerekli bir koşul. “Türkiye’de akademik özgürlük denilince, üniversiteyi şahsi egoları ve politik amaçları için kullanma özgürlüğü anlaşılıyor. Buna akademik sistemden çıkar sağlama denir. Akademik özgürlük, akademisyenin istediği projelerde çalışabilmesi, uzman olduğu konularda fikrini söyleyebilmesi-yazabilmesidir. Fakat araştırma yapmadan, dersleri iyi vermeden, yani akademik üretkenlik sergilemeden fakir halkın vergileri ile üniversitelerde kalmamaları gerekli. Burada, etik bozukluktan dolayı kovulurlar.”

“Basın Stalin-Hitler zamanının medyasından farklı değil”

Ancak burada olup-biteni takip ediyor Altıntaş. Her gün en azından 3-4 değişik Türkiye gazetesi okuduğunu söylüyor. Okudukça kaygı düzeyi artıyor. Dışarıdan bakan bir göz olarak en çok da medyadaki duruma endişeleniyor: “Basın her zaman düşük kaliteli idi Türkiye’de ama şimdi? Para ve tehditle el konulmuş basın sanki Stalin-Hitler zamanının medyasından farklı değil. Yazar- habercilik etiği kalmamış. Tetikçilik, hakaret, yalan haber, çıkar için baş sayfalarda hasım bildiklerine kampanya-kumpaslar. İnsanın midesi kaldırmıyor. Eskiden medya sadece medya ile iş yapan şirketlerin elinde olurdu. 1990’larda büyük medya patronları bunu değiştirttiler ANAP iktidarına. Durum ortada. Okunacak nerede ise iki-üç yayın organı kaldı ülkede.”

“Kanada sosyal bir ülke ve çok yumuşak bir insanlık dokusu var”

Türkiye’deki koşullar zorlaştıkça, üreten insanların önü kapandıkça göç kaçınılmaz hale geliyor. Son zamanlarda Türkiye’den Kanada’ya yerleşenlerin sayısı da az değil. Altıntaş, Voncouver’a gelenlere elinden geldiğince iş bulmalarında yardım ediyor. Oradaki Türk Derneği’nde aktif bir biçimde çalışıyor. “Prensip ise, din, ırk, mezhep ayrımı gütmeden ortak paydamız olan Türkiyeli olmak, acı-tatlı günlerimizi beraber geçirmek” diyor.

Onun onca ülke içinde Kanada’da karar kılmasının elbette bir sebebi var. Şöyle anlatıyor profesör: “Yerleşmiş bir bilim insanı iseniz, dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri ve üniversiteleri sizi almak ister. Ben Almanya’da 1992-1993 ve 2004 yıllarında, ABD ise 1999-2000 döneminde hocalık yaptım. Kalmam için Kanada’da aldığım maaş 2.5 ile çarpıldı. Avrupa kendi halkına medeni ama baskasına yabancı davranan bir kültüre sahip. ABD ve Kanada’da ise göçmen olduğunuzu hissetmezsiniz, sadece başarı ve beceriniz olçülür. ABD’deki sert, paranın herşeyin üstünde tutulduğu, insanlar arasında büyük gelir uçurumunun olduğu bir ülkede rahat edemedim. Kanada ise çok daha yumuşak, hoşgörülü, fakirlere yardım eden bir devlet yapısına sahip. Bizim gibi gelir düzeyi iyi olanlar Kanada’da çok yüksek vergiler veriyor ama ben bundan hiç gocunmuyorum ve hatta gurur duyuyorum. Kanada sosyal bir ülke ve çok yumuşak bir insanlık dokusu var.”

“Her gelişimizde İzmir’de kalıyoruz”

Sadece Kanada değil, şehrin güzelliğinin de etkisi var tabii.  Vancouver dünyanın yaşanacak en iyi şehirlerinin başında geliyor. Şehrin kuzeyindeki dağlarda akşamları kayak, göbeğindeki denizde de gündüz yelken yapıp samon balığı avlayabiliyorsunuz. Altıntaş, “Doğa harika ve 2 milyonluk büyük bir şehir burası” diyor: “ Uçak ile dünyanın tüm büyük şehirlerine direk uçabiliyorsunuz. Önce üniversitede hocalık bulduğum için geldik. Sonra da dünyanın bu güzelim şehrini bırakmak istemedik. Zaman bulunca denizde yelken, dağda kayak ve nehirlerinde balık avlıyorum. Ben hiç alışveriş merkezlerine gitmem. Köylülük kültürünü asistanlara da dayatıp onlarla denizde, dağlarda, göllerde ve nehirlerde zaman geçirmek, kamp yapmak benim en büyük zevkim.  ”

Çok uzun zamandır burada değil ama İzmir ile ilgili bir bağını koruyor. “İzmir benim âşık olduğum şehir, Egemizin incisi. İnsanları uygar, şehrin etrafi deniz sayfiyeleri, arkaları ise bağ-incir- kirazlar ile çevrili. İzmir’de epey Bekillili arkadaşım, akrabalarım ve sevgili kayın annem oturuyor. Her gelişimizde İzmir’de kalıyoruz.”

Ocak 2016/İzmir Life

 

 

 

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

10 Cevaplar

  1. ersin keskin izmir bayraklı dedi ki:

    uzun uzun okudum içim kabardı.. tabiisıradan bir insan değil beyefendi birçok şeyi aşmış ne mutlu ona ve yetiştirenlere sevgiler

  2. Ahmet27 dedi ki:

    Ada’ma helal olsun gurur duydum sonuna kadar okudum kitabını hemen gidip almayı düşünüyorum

  3. Hacip UGUR dedi ki:

    Helal olsun basarili ve erdemli bir TÜRK olmak cok güzel ama ülkemiz ve Denizlimiz içinde beklentilerimiz var sevgili hemserimizden saygilar .

  4. Ali Aybal dedi ki:

    Sonuna kadar okudum.
    Basit mantıkla “Eller gidiyorken aya, biz niye kalırız yaya”…

  5. Lale Deniz dedi ki:

    Okudukça göğsüm kabardı, iftihar ettim. Bekilli ve çevresini bilirim, özellikle çok özel üzümleri var, bir de o civarda çal karası diye bir üzüm var ki harika bişey. Bir Izmirli olarak da ayrıca gurur duydum. Sayın hocamı kendisinden yaşça büyük olsam da önünde saygıyla eğilerek selamlıyorum.

  6. Soner Gül dedi ki:

    Türkiye’de yaşananları dışarıdan ve kuşlar gibi yukarıdan bakan birinin tesbitleri elbette bizim gibi olayların tam göbeğinde yaşayanlar için çok değerli. Maalesef bunları bizzat yaşamamıza rağmen bazı insanların ülkelerini bu hale getirenler hakkında nasıl hala arkalarında durduklarına, nasıl gerçekleri hala göremediklerini anlayabilmiş değilim. Normal zekaya sahip herkesin görebileceği şeyleri görmemek için nasıl bir ruh haline sahip olduklarını gerçekten çok merak ediyorum.

  7. Fatoş Alpaslan dedi ki:

    Bir Bekilli li olarak gurur duydum???

  8. Atila Atlıhan dedi ki:

    1960 larda Bekilli küp şarapları egede çok meşhur idiydi.O zamanlar Bekilli de yapılan kazılarda küp parçalarında katılaşmış şarap bulunmuş adına da (herhalde) “ATOS”demişlerdi. Sizin yaptığınız çok ünemli bir buluştur,kutluyorum.

  9. semih sungur dedi ki:

    İşte beyin gücüne bir örnek daha?bu insan türkiyede kalsaydı ne olurdu.?olsa olsa türkiyenin en büyük en modern en iyi şarap fabrikasının sahibi olurdu.ama şimdi tüm insanlığın gelişmesini sağlıyor.tebrik ederim.yolu açık olsun.en içten dileklerimle başarılarını devamını isterim.

  10. Müzehher Arman dedi ki:

    Saygıdeğer hocamız,size tabiiki şu anda bulunduğunuz konum dolayısı ile tebriklerimi iletmek isterim öncelikle.Hayat insana her zaman bir yerlerde gülümser,ama çok kısa bir göz kırpma zamanı gibi,siz onu o anda fark ederseniz sizi alııır bambaşka yerlere götürür.Farkedemezseniz de hayatla debelenip durursunuz. siz o gülümsemeyi tam zamanında farkedenlerden birisiniz, sağlıkla başarılarınızın devamı ,her ne kadar Türkiye’de yaşamasanızda bizim için gurur kaynağımızsınız , mutlu yıllar mutlu beraberliğiniz daim olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir