Mantocular İçi ve hikâyeleri

Tarihi çarşıda Mantocular İçi’nde yıllar öncesinin izini, bugün sayıları gittikçe azalmış eski esnaflarıyla arıyoruz. İnsan hikâyeleri, kentler ve kentliler; ne çok şey değişmiş!

ORK_0004

Kemeraltı hanları, otelleri, camileri, kiliseleri, havraları bir yana esnafı, alışverişi, dostlukları ve ilişkileriyle de önemliydi. Kısmen hala öyle. Yüzlerce yılın izi, hikâyesi ve dokusu çarşı boyunca okunurken, insan hikâyeleri de peşi sıra geliyor. O öyküler sadece bir çarşının, bir semtin ya da bölgenin tarihi değil, insanın ve değişen insan yaşamının anlatısı aynı zamanda. Biz de o anıların izinde bu ay Mantocular İçi’ndeyiz.

Hüsnü Amca, 68 yıldır burada

Şadırvanaltı çevresi ya da bilinen adıyla Mantocular İçi. Pek mantocu yok artık ama meydanın kuruluşu böyle. Ara sokaklarına dalıp eskileri soruşturuyoruz hemen. Biliyoruz çok değiller, var olanları bulmalı. Önce küçük bir bakkal dükkânını işaret edip, “Hüsnü Amca’yı bulun” diyorlar. Doğruyu söylüyorlar, çünkü Hüsnü Hasdemir, 7 yaşından beri burada. Dile kolay, 68 yıldır Mantocular İçi esnafı. Toptan tuhafiyeci olan babası Mustafa Hasdemir’den devralmış bayrağı. Çekirdekten yetişmiş, çıraklıktan esnaflığı öğrenmiş. Zaman içinde küçük bir bakkal dükkânı açmış; hala da aynı yerde. İlk sözü de Mantocular İçi’nin değişen yüzü üzerine. Çünkü İzmir’in köklü ailelerinin alışveriş yaptığı günleri, sokaklarında Levantenlerin dolaştığı dönemleri hatırlıyor: “Mantocular, giyim dükkânları, halıcılar, silahçılar buradaydı. Köylerden otobüslerle kalabalık gruplar gelirdi. Kemalpaşa yöresinden, Cumaovası tarafından… Evlenecek çiftler soluğu burada alırdı, onlar da geldi mi en az 30-40 kişi. Dışarı taşardı kalabalık, dükkânlara sığmazdı. Biz de sandalye verirdik, sokağa otururlardı. Bazen alışveriş sırasında çiftlerin arası bozulur ya da sonradan bir anlaşmazlık olur, alınan mallar olduğu gibi geri getirilirdi.”

Baba erkek terzisiymiş

Hemen karşıdaki Tuncer Konfeksiyon da çarşının eskilerinden. Zaten az sayıda kalan eski esnaf aynı sokakta, birbirine yakın duruyor. Nevzat Tuncer, Mantocular İçi’nin en az 30 yılına tanık. Babası Ahmet Rebii Tuncer’i de hesaba katarsak, 1943’e kadar gidiyoruz. “Babam erkek terzisiydi” diyor Tuncer:  “Mimar Kemalettin’deydi. Zaman içinde yaptığı ürünleri satmak için bir mağazaya ihtiyaç duymuş ve Mantocular İçi’ne gelmiş. Dört küçük dükkânı birleştirip tek mağaza yapmış. O zamandan beri buradayız. Şu anda ikinci kuşak olarak ben, üçüncü kuşak olarak da yeğenim duruyor.”

“Ben siftahı yaptım, karşıdaki esnaf da kazansın”

Tuncer’in eskilere gidince ilk anımsadığı Mantocular İçi’nin çalışkan esnafı. “Herkes sabah 06.00’da kepenklerini açardı” diyor: “Patronlar dükkânları önünde sabah kahvelerini içerken çıraklar da ortalığı temizlerdi. Dışarı mallar asılır, sohbet başlardı. Çarşı esnafı ne kadar çalışkansa bir o kadar cömertti. Babama bir müşteri gelmiş siftahını yapmışsa ikinci müşteriyi kabul etmez arkadaşını dükkânına yönlendirirdi. ‘Ben siftahımı yaptım, şimdi karşısı yapsın’ derdi. Yani rekabet değil, dostluk vardı. Şimdi herkes birbirinin müşterisini kapmaya çalışıyor. Müşteri de çoktu tabii eskiden. Belli bir saatten sonra kalabalığın haddi hesabı olmazdı. Çevre köylerden kalkan otobüs erkenden onları Mimar Kemalettin’e bırakır, taşradan gelenler tüm gün Kemeraltı’nı dolaşır, aynı otobüs 17.00’de alıp-götürürdü.”

“Musevi, Ermeni esnaf çoktu”

Tuncer, hemen köşesindeki esnaf dostunu da anımsıyor. Tavşanyemez Ahmet derlermiş ona. Bu ismi sonra yine duyacağız… “Sonradan öğrendik” diyor Tuncer: “Aleviler tavşan eti yemediği için öyle bir lakap takmışlar. Burada öyle samimi ve içten bir ortam vardı zaten…  Sokakta eski bir masa üstünde pantolon satan bile vardı, birisi alışveriş yaptığı zaman gazete kâğıdına sarar teslim ederdi. Bütün esnaf iç içeydik. Pantoloncu, valizci, kolonyacı, aktar… Musevi, Ermeni esnaf da çoktu. Pantolon, takım elbise satan mağazaların da rengi belliydi. O zaman takım elbisede üç renk vardı: Siyah, lacivert, kahverengi. Gri sonradan çıktı, bir de çizgili modeller, yani Menderes desenleri…”

Alışveriş merkezlerinde çay ısmarlayan esnaf var mı?

AVM’ler açıldıktan sonra tarihi çarşının tümü gibi Mantocular İçi de değişti. “Ama şunu merak ediyorum” diyor Tuncer: “Oradaki bir mağazada alışveriş yapınca esnaf size çay ısmarlıyor mu, sohbet ediyor musunuz? İnsanlar bunu aramıyor mu artık? Güven ya da dostluk önemli değil mi? Bizim Salihli’den, Manisa’dan gelen kalıcı müşterilerimiz var. Tabii çarşının da eksiklikleri var, yok değil. Bazı çalışmalar yapıldı ama çoğu yarım kaldı.”

Bu çarşı bitmez!

İnsanları anlamaya çalışıyor Tuncer. Saçakların, tentelerin düzene sokulması gerektiğini, dinlenme alanlarına, çiçeklere ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Yine de sözlerinin yanına bir dipnot ekliyor: “Her şeye rağmen bu çarşı bitmez, tüm eksikliklerine rağmen bitmez. Her yere yakın bir kere.”

“İzmir’in yerlileri satardı, içimize sinerek yerdik”

Meydanın adı Mantocular İçi ama bir ara Odun Pazarı ve İpek Pazarı da denilirmiş.  2. Sipahi Pazarı olmuş sonra. Bugün hala Mantocular İçi olarak anılıyor ama tek-tük manto satan dükkân var. Tuncer eski esnafın kalmadığını söylüyor: “Ya sattılar ya devrettiler, gittiler. Gençler ayak uyduramıyor zaten. Eskiden bütün esnaf birbirini tanırdı, köşede boyozcumuz vardı, oraya giderdik. Şimdi o lezzeti arada bul. Söğüşçümüz ünlüydü, Yeşilova Çorbacısı vardı. Sokakta el arabasında şerbet satarlardı ve bunu yapanlar İzmir’in yerlisiydi. El arabasında salatalık soyup satanlar da bu kentin insanlarıydı. Hiç düşünmeden alıp yerdin. Şimdi hiçbiri kalmadı. Var olanlar da yabancılar, içine sinmiyor, alamıyorsun.”

Tütünden parasını alan Mantocular İçi’nde

Bir elin parmağını geçmez eskilerden Sezer Konfeksiyon’dayız. Sabri Sezer’e derdimizi söyler söylemez kendi hikâyesini anlatmaya koyuluyor. 13 yaşında gelmiş çarşıya. “1960 İhtilalinden bir hafta sonraydı” diyor, iş aradığı günleri tarihlerken. “Manto ve konfeksiyon üzerine çalışan Hikmet Kaymak’ın yanında başladım çalışmaya. Cumartesi günleri çok yoğun olurdu. Askerler gelirdi örneğin. Fuar zamanları ve 9 Eylül’de çok kalabalık olurdu. Köylüler tütün paralarını aldığı zaman gelirlerdi, yine iyi iş olurdu.”

9 Eylül’de resmi geçit

En çok İzmir’in Kurtuluş’unu, yani 9 Eylül’leri hatırlıyor Sezer. “Sabah Süvari Atları geçerdi. Öğleden sonra da tören alayı, resmi geçit olurdu” diyor: “Tabii töreni izlemeye gelenler sonrasında alışveriş yapardı. Köylerden akın akın insan gelirdi. Tabii öyle kalabalık gelince her kafadan bir ses çıkardı. Bazen de alışveriş bozulurdu, birbirlerine sinirlenip çıkar-giderlerdi. Burası çok güzeldi… İzmirliler, Museviler hep birlikteydi; esnaf dayanışma içindeydi. İlişkiler gittikçe bozuldu, bozuluyor. Şimdi esnaf kitlesinin ya da müşterinin yüzde 50’si Doğudan gelenler, yüzde 25’i de Roman. Biraz da orta halli vatandaşlar var.”

“Kimse Tavşanyemez Ahmet’i geçemezdi”

Eskiden dükkânı kim en erken açacak diye yarışırlarmış bir de. “Ama ne yaparsak yapalım Tavşanyemez Ahmet’i geçemezdik” diyor Sezer: “Ne kadar erken gelirsek gelelim, onun dükkânı açık olurdu. Bir kere bile başarılı olduğumuz yoktur…”

Pazar günleri de Tepecik Pazarı’na gidermiş bütün bir esnaf ahalisi olarak. “Malları at arabasına yükler, sergi açardık. Akşama doğru tezgâhta ürün kalmazdı. Bornova ve Çiğli’deki göçmenler gelirdi alışverişe.”

“Şimdi renkli, derili ceketler giyiyorlar”

Hiçbir şey eskisi gibi olmasa da Sezer, işlerinin başında olduklarını söylüyor. Erkek giyimi üzerine çalışırken abiyeye dönmüşler ama eski sokaklarında, bildikleri işteler. “1972’den beri işverenim burada” diyor Sezer: “Çok şey değişti… Bizim zamanımızda tek renk takım elbiseler, pantolonlar olurdu. Şimdi kırmızılı-sarılı ceketler, biyeli ya da derili gömlekler giyiyorlar. Eskiden hiçbir erkek bunları giymezdi. Bir tek ceket vardı, bir de pantolon. Şimdi gençler yırtık kot giyiyor. Burada alışveriş de az tabii. Altyapı sorunları var; Yağmurlu günlerde müşteri kaçıyor; bazı yerlerin üstlerinin kapatılması lazım. İşporta olayı hala çözülemedi. Ne güzel Arnavut kaldırımı taşlar vardı, gitti. Şimdiki taşlar yaprak gibi kabarıyor, altında da su birikiyor.”

Mantocular nerede?

Kemeraltı’ndaki yıkım artık tarihi meydanların ismini değiştirecek kadar büyük. Mantocular Meydanı da öyle; Şadırvanaltı bölgesindeki mantocu sayısı üçü-beşi geçmez. Son dört yıl içinde hepsi gitti ya da sektör değiştirdi. Bir semtin, bir bölgenin adı değişiyor aslında; kimsenin haberi yok…

Ekim 2014/İzmir Life

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

2 Cevaplar

  1. Sayın Deniz Çaba, sizin gibi cesur gazeteciler-yazarlar gündemde tutup yazdıkça, biz eskiler hala “şadırvan altı” yerine “mantocular içi” dediğimiz sürece (her nekadar bebeciler,çiçekçiler,oyuncakçılar işgal ettiyse de) bu çarşı yaşayacaktır.
    Saygılarımla,

  2. denizcaba dedi ki:

    Kemeraltı İzmir için önemli, hikayeleri de öyle.
    İlginize teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir