Yukarı Kızılca’da tarihe dokunup doğaya kaçmak

Kemalpaşa’nın en güzel köylerindendir Yukarı Kızılca. Köy meydanına açılan dar sokakları, asırlık ağaçları, kahvehaneleri, yürüyüş parkurları, manzarayı olduğu gibi ayaklarınızın altına seren Asarlık Tepesi, insanları ve hikayeleri ile keşfedilesi bir rota. 


Sırtını dayadığı Mahmut Dağı’nın gölgesine sığınmış mırıldanıyor Yukarı Kızılca. “Eski bir yerleşim yeri olarak hikayem var” diyor. Geçmişinden bugüne kalan en büyük mirası yüz yıldan fazla süredir meydanda yükselen ve görkemli mimarisiyle dikkat çeken Halil Ağa Camii, bir hamam kalıntısı ve ayakta kalmış birkaç Rum evi olsa da tarihi bir atmosfere sahip. Bu yüzden misafiri çok. En çok da doğa tutkunlarının uğrak yerlerinden. Çünkü doğal çevresiyle dağcılar ve yürüyüş grupları için önemli parkurlara sahip. Hafta sonu gelirseniz Mahmut Dağı yamacında, köyün en yüksek tepesi olan Asarlık tepeye doğru yürüyen bir dolu insan görebilirsiniz. Bir de köyün merkezindeki kasabın önünde bir kalabalık görmeniz olası. Kendi ağılları ve imalathanelerinde yaptıkları eti, köfteyi, sucuğu hemen mangalda pişirip önünüze getiriveriyorlar. Üstüne köy kahvesinde bir çay içtiniz mi, tamamdır. Yola çıkmanın zamanıdır o halde… İzmir-Ankara yolu üzerindeki Kemalpaşa’ya doğru devam edin, merkezi geçtikten sonra Turgutlu yoluna sapın. Birkaç kilometre sonra Yukarı Kızılca levhasını göreceksiniz. Dört kilometre sonra da köydesiniz.

Defineciler peşinde

Yukarı Kızılcalıların anlattığına göre, köyün tarihi 19’uncu Yüzyıl’ın da gerisine gidiyor. Köyün ilk kuruluş yeri Telhen Köyü. Orası tümüyle kızıl renkte bir çalılık alan olduğundan Yukarı Kızılca ismi ortaya çıkıyor ama çalılık arasında yılan çok. Ataları daha aşağıya yerleşmeyi öneriyor. Ardından bugün oldukları yere geliyorlar. 19’uncu Yüzyıl’da ise köyde yoğun bir Rum nüfus olduğu biliniyor. Ancak Kurtuluş Savaşı sonrası köyü terk edip Yunanistan’a dönüyorlar. Geriye kalansa bugün çoğu yıkılmış durumda olan evleri ve hikayeleri… Yukarı Kızılca’nın yerlilerinden, emekli sınıf öğretmeni Necil Yaman, meyhaneye Rum mahallesine gidildiğini söylüyor. Yakın bir zamana kadar da Girit’ten gelip, dedesinin evini arayanlar olmuş. Hatta aralarından biri toprağa gömülen altınlar olduğunu söylediği için ne zaman gelip köy sokaklarında dolaşmaya başlasa defineciler de peşi sıra ardına takılırmış.

Kilise ve cami rekabeti

Meydanda tüm heybetiyle yükselen ve şaşırtıcı derecede, yani bir köyde beklemeyeceğiniz türde görkemli binasıyla dikkat çeken Halil Ağa Camii de köyün tarihine dair önemli bilgiler sunuyor. Yukarı Kızılca halkının yardımları ile Hacı Halil Ağa tarafından 1893-94 tarihlerinde yaptırılmış olan camiinin Talip isimli bir usta tarafından inşa edildiği söyleniyor. Bu denli ihtişamlı bir yapının inşa edilmiş olması önce şaşırtıyor. Sonra hikayenin aslını öğreniyoruz. Meğerse köyde öyle güzel bir kilise varmış ki, cami yapılırken ondan daha güzel olsun diye özel bir çaba sarfedilmiş. II. Abdülhamit de devreye girince köylüler hırs yapıp büyük bir cami yapmak için kolları sıvamışlar. Devasa bir bina inşa edilmiş; hatta söylenen o ki, alınan onca malzeme fazla gelmiş ve kalan taşlardan bir ilkokul bir de ortaokul inşa edilmiş. Caminin hemen arkasında, bugün tarım kooperatifi olarak kullanılan ve üzerinde “Yukarı Kızılca Kütüphanesi” yazan bina, işte o zaman bir Rüştiye Okulu imiş. Üstelik 1893’te Kemalpaşa’da rüştiye yokken Yukarı Kızılca’da varmış.

Her yer emlakçı

Halil Ağa Cami’nin yanındaki köy meydanı kahvehaneleriyle tipik bir görünüme sahip ama çevredeki emlak dükkanlarının fazlalığı dikkat çekici. Söylenen o ki, hali hazırda beş emlakçı, bir de dışarıdan bu işi yapan bir dolu insan varmış. “Çünkü” diyor Necil Yaman; “Araziye yoğun bir istek var.  Burada da insanlar tarlalarını, arazilerini elden çıkartıyor. O parayla gidip Kemalpaşa’da daire alıyorlar örneğin. Kentliler de hevesle geliyor; bir araziye ev yapıp, kendine yetecek kadar üretim yapıyor.” Yani tarım artık kentlilerin yaptığı bir hobiye dönüşmüş durumda. Ancak arazi fiyatlarının çok da ucuz olmadığını söylüyorlar.

Kahvehanede konuştuğumuz köyün yerlileri de gençlerin Kemalpaşa’ya kaçtığını, köyün göç verdiğini söylüyor. Muhtar Kemal Aktaş, “Eskiden 5-6 dönümü olan biri rahat geçinirdi. Şimdi böyle bir şey söz konusu değil” diyor: “Bugün 50 dönüm olsa ne fayda. Devletin tarım politikası yok. Buraya bir havacı albay geldi. 1.5-2 dönüm yer baktığını söyledi. Neden diye sordum. ‘Yerli tohum kullanacağım, ülkeye katkı sağlayacağım.’ Yani artık bilinçli insanlar bu işe giriyor ama para kazanmayı planlamamak gerekiyor.”

Osmanlı sucuğu yemeyen var mı?

Yukarı Kızılca’ya dışarıdan gelenler ise daha ziyade yazlıkçılar. Köy diyoruz ama burada pek çok site var. Yazın Çeşme ya da Foça gibi Yukarı Kızılca da yazlıkçıların akınına uğruyor. Ancak merkezde turistik bir hamle yok. Necil Yaman, “Burada girişimci ruh yok. Bu köyün olanakları başka yerde olsa…” diye iç çekiyor: “Cumartesi-Pazar 1000 kişi geliyor buraya. Bir stant aç, tarhana koy sat. Ama yok.”

Köyün bu anlamda en güzel mekanı Bulut Et. Evet, burası bir kasap ama aynı zamanda mangal yapabiliyorsunuz. 1988 yılından beri var olan, kendi ağılları ve imalathanesi bulunan bu köy kasabında öncelikle Osmanlı sucuğu yemeden dönmeyin. Ya da bir kangal sucuk alıp eve götürün, Pazar kahvaltısında keyfiniz yerine gelsin. Ayrıca hazır ızgara etleri vitrinden seçip de mangala attırabilirsiniz. Sipariş üzerine oğlak ve kuzu kelle tandır da yapılıyor. Burada fiyatlar da uygun; yani etin çengel fiyatı ile mangal fiyatı arasında bir fark yok. Bu nedenle numarasını bir kenara not etmekte fayda var: 871 54 24 / 532.266 25 45

Kiraz zamanına daha var

Yukarı Kızılca’da “yapmadan dönmeyin” denilebilecek çok şey var. Köyün manzarası müthiş. Asarlık Tepesi’ne çıkın, isterseniz burada restoran da var. Terasa geçip bir hafta sonu keyfi yapabilirsiniz. Dönerken zeytinyağı almayı unutmayın. Köydeki üç zeytinyağı fabrikasından ikisi kapanmış ama biri hala duruyor. Diğeri de Aşağı Kızılca’da. Yağ almak isteyen kahvehaneye gidip sorduğunda yönlendiriyorlar.  Bir de Mayıs ve Haziran’ın ilk haftasında Kırovası’nda kiraz zamanı.

İzmir Life/Şubat 2017

Fotoğraf: Alpay Sönmez

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir